İHTİYATİ HACİZ (SEQUESTRATİON)

April 8, 2016

İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için, mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulmasıdır. (1)

İhtiyati haciz geçici hukuki himaye tedbiri olup İİK md. 257 ve devamında düzenlenmiştir. Ödeme emri gönderilerek icra takibine geçilmesi halinde, kötü niyetli borçlunun mal kaçırma ihtimali bulunmaktadır. Bu sebeple de alacağı kambiyo senedi (poliçe, çek),  fatura, sözleşme gibi belgeye bağlı olan alacaklının, kötü niyetli borçlulara karşı bu yola başvurma imkânı vardır.

İhtiyati haciz kurumu uzun sürebilecek dava ve icra takiplerinin olumsuz neticelerinden alacaklıyı korur ve haklı çıkması halinde alacağına kavuşma imkânı sunar. (2)

İhtiyati haciz kural olarak vadesi gelmiş borçların yanında, şartların oluşması halinde vadesi gelmemiş borçlardan dolayı da istenebilir.

VADESİ GELMİŞ BORÇLARDA İHTİYATİ HACİZ

Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun taşınır ve taşınmaz mallarını ya da 3. Kişilerdeki alacaklarını ihtiyaten haczedebilir.

Alacak bir sözleşmeden doğuyorsa ve borcun vadesi sözleşmede kararlaştırılmışsa, bu vadenin geçmesiyle ve diğer şartların gerçekleşmesiyle ihtiyati haciz istenebilir.

Bir ödeme aracı olan çekte vade yoktur, görüldüğünde ödenir. (TTK md. 795, ÇekK md. 3/1) Çeke vade yazılsa bile çek geçersiz olmaz, vadeye dair kayıt yazılmamış sayılır. Ancak ÇekK md. 3/2 hükmü ile 31/12/2017 tarihine kadar ileri tarihli çek düzenlemesi geçerli olduğundan TTK md. 795/1 hükmü bu tarihe kadar askıdadır, vadesi gelmeden ihtiyati haciz istenemez. (3)

Banka kredilerinde hesap kesimiyle kredi muaccel hale gelir ve ihtiyati haciz istenebilir. Senette ise istisnalar olmakla birlikte vade geldiğinde ihtiyati haciz istenebilir.

VADESİ GELMEMİŞ BORÇLARDA İHTİYATİ HACİZ

Vadesi gelmemiş para borçlarında aşağıdaki hallerin olması durumunda ihtiyati haciz istenebilir:

1-Borçlunun belli bir yerleşim yeri yoksa,

2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa.        (Borçlunun bu amaçlarla mallarını düşük bedelle 3. Kişilere satması, rehin veya haciz koydurma örnek gösterilebilir.)

Sayılan iki halden birinin mevcut olması durumunda buna dayanılarak alınan ihtiyati haciz kararı muaccel olmayan borcu muaccel hale getirir.

Muacceliyet sadece borçlu bakımından geçerlidir, kefil ve garanti verenler açısından geçerli değildir.

İHTİYATİ HACİZ KARARI VE UYGULANMASI

İhtiyati hacze İİK md. 50 ve md. 258 gereği yetkili mahkeme karar verir. İhtiyati haciz sebeplerinin varlığı hususunda mahkemeye kanaat verecek deliller olmalıdır. (Gerçeğe benzerlik karinesi)

Mahkeme ihtiyati haciz isteyenin alacağının rehinle temin edilmemiş ve muaccel olduğu kanısına varırsa borçlunun mallarına ihtiyati haciz koyar. Aksi takdirde ihtiyati haciz talebini reddeder.

İhtiyati haciz talebinin reddi halinde temyiz yoluna başvurulabilir.

İhtiyati haciz isteyen alacaklı, hacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun uğrayacağı zararlardan mesul olduğundan bununla ilgili mahkeme tarafından takdir edilecek teminatı vermeye mecburdur.

İhtiyati haczin haksız olması durumunda kusursuz sorumluluk söz konusudur.

İHTİYATİ HACZE DAİR DİĞER HUSUSLAR

Alacaklı ihtiyati haciz için takdir edilen teminatı vezneye yatırmadıkça karar kendisine verilemez.

İhtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden infazı istenmelidir. Aksi takdirde ihtiyati haciz kendiliğinden kalkar.

Haksız ihtiyati haciz nedeniyle manevi tazminat istenebilir.

Haksız ihtiyati haciz isteyen alacaklı, borçlunun ve 3. kişilerin bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan sorumludur.

(1)KURU Baki, İcra İflas Hukuk, İstanbul 2006, syf 880

(2)MUSUL Timuçin, İcra İflas Hukuku, İstanbul 2005, syf 843

(3)PULAŞLI Hasan, Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, Ankara 2013, syf 295

SÖZLEŞME VE SİPARİŞ MEKTUBUNDA DAMGA VERGİSİ

November 20, 2013

Bilindiği üzere, 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1′inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olacağı; 4′üncü maddesinde, bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini için o kağıdın mahiyetine bakılacağı ve buna göre tabloda yazılı vergisinin bulunacağı, kağıtların mahiyetlerinin tayininde, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya bakılacağı; 10′uncu maddesinde, damga vergisinin nispi veya maktu olarak alınacağı, nispi vergide, kağıtların nevi ve mahiyetlerine göre, bu kağıtlarda yazılı belli paranın, maktu vergide kağıtların mahiyetlerinin esas olduğu, belli para teriminin kağıtların ihtiva ettiği veya bunlarda yazılı rakamların hasıl edeceği parayı ifade edeceği hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun “Akitlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümünün A/1′inci fıkrasında, belli parayı ihtiva eden mukavelenamelerin binde 7,5 nispetinde damga vergisine tabi tutulacağı hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, Borçlar Kanununun 1′inci maddesinde akdin inikadı “iki taraflı karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde akid tamam olur. Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi zımmi dahi olabilir” şeklinde tanımlanmıştır.

Buna göre, bir akdin oluşması için bir tarafın icapta (teklif) bulunması diğer tarafın ise, bu teklifi kabul etmesi gerekmektedir. İcap ve kabulün yazılı olarak yapılması ve bir kağıtta birleşmesi halinde bu kağıt mukavelenamedir. İcap’ın tek taraflı ve yazılı bir şekilde yapılması halinde bu kağıda teklifname, kabulün ayrı bir kağıtta yapılması halinde de bu kağıda ticari hayatta “akti mutazammın siparişi kabul mektubu” diğer hallerde ise “mukavelename yerine kaim mektup” denir.

Sipariş Formlarında, alıcı ve satıcının imzalarının bulunması, karşılıklı edimlere yer verilmesi belli ve hesap edilebilir bir tutarın yer alması, mahiyeti itibariyle bir sözleşme olduklarını ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede, yukarıda açıklanan Kanun hükümleri ve yapılan açıklamalara göre, Sipariş Formlarının, sözleşme olarak değerlendirilerek 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun “I.Akitlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümünün A/1 fıkrasına göre damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.”

GİB kararı

Av. Muzaffer ÖZCAN

ANONİM ŞİRKETTE TEMSİL

November 19, 2013

1. Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır. KRAL YÖNETİM KURULUDUR.

2. Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.

3. Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir.

4. Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.

5. Yönetim kurulu, ticari mümessil ve ticari vekiller atayabilir.

6. Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (Madde-370)

7. Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsilyetkisini haiz olması şarttır.

8. Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler.Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır.

9. Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışındabulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatıaçısından, tek başına yeterli delil değildir.

10. Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir.

11. Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır.

12. Sözleşmenin yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek pay sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket arasındaki sözleşmenin geçerli olması sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

13. Şirket adına imza yetkisini haiz kişiler şirketin unvanı altında imza atarlar.

14. Yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir.

15. Yönetim kurulu ve kendisine bırakılan alanda yönetim, kanun ve esas sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. YK’NIN DEVREDİLMEZ GÖREV VE YETKİLERİ TTK 375. MADDEDE SAYILMIŞTIR.

Av. Muzaffer ÖZCAN

YÖNETİCİLER İÇİN YENİ TÜRK TİCARET KANUNU REHBERİ

March 10, 2012

1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacak olan 6102 Türk Ticaret Kanunu 1535 madde olması nedeniyle ilgililerinin bile gözünü korkutan bir hacme sahip. Şirketlere yönelik yapmış olduğumuz Yeni Türk Ticaret Kanunu Eğitimlerinde özellikle yöneticilerin en kısa sürede kanunu anlama istekleri karşısında maalesef çoğu zaman yetersiz kalıyoruz. Kanunla birlikte gelen o kadar çok yenilik var ki bunları tek başına anlatmak daha önceki Türk Ticaret Kanunu uygulmasını bilmeyenler için bir anlam ifade etmeyebiliyor.

O nedenle bizde saatlerce bu eğitimleri dinlemek istemeyen yöneticiler  için maddeler halinde 6102 Sayılı (Yeni) Türk Ticaret Kanunu anlaşılır kılmak amacıyla bu yazıyı kaleme aldık. Bu yazı içeriği hukukçular ve mali müşavirler için özet gelebilir uyarısını baştan yapalım.

  1. Yeni Türk Ticaret Kanunu ciddi bir ihtiyaç nedeni ile ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaç yaklaşık 55 yıldır yürülükte olan eski kanunun artık dünyada ve ülkemizde değişen ekonomik ve hukuki ihtiyaçlara cevap vermemesidir. Eski kanunun yürürlüğe girdiği 1957 yılından bu yana AB kurulmuş, genişlemiş ve kendi ekonomik kurallarını üye ülkelere uygulattırmıştır. Türkiye ciddi ekonomik bağlarının olduğu Ab ve dünya ülkelerinin mevzuatına uygun olmayan daha eski tarihli bir kanunla idare edemez hale gelmiştir. Bunun yanında Rekabet, Tüketici Hakları, Elektronik Ticari İşlemler, Sigortacılık, Şirketler topluluğu konularında ortaya çıkan yenilikler karşısında eski kanun yetersiz kalmış, doğan boşluklar parça parça çıkarılan kanunlarla giderilmeye çalışılmıştır.
  2. Yeni Kanunu kokuduğunuzda zihinizde kalacak ilk intiba; kanunun bir denetim imparatorluğu oluşturmaya çalıştığı olacaktır. Kanunla sermaye şirketlerinin hemen her işlemi artık denetimden geçecektir. Üstelik bu denetim şirket içi denetim olmayacaktır. Getirilen denetim yöntemleri Uluslararası standartlara uygun olacak ve denetleyenler de denetleneceği için muvazaalı işlem imkanı kalmayacaktır. Yöneticlerin denetim konusundaki ağır sorumlulukları kanunda cezalarıyla birlikte detaylı olarak düzenlenmiş olup, eski anlamda şirket yöneticiliği artık ortadan kalkacaktır. Yöneticiler tarafından kanundaki  hukuki ve cezai sorumluluklar dikkatlice incelenmelidir.
  3. Devam edecek………

ÇEK KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK NELER GÖTÜRÜYOR?

February 6, 2012

6273 SAYILI ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Resmi Gazetede yayınlandıktan sonra uygulanmaya başladı. Peki şimdi neler olacak?

  1. Hali hazırda devam eden karşılıksız çeklerle ilgili davalarda (06/02/2012 itibarıyla) sanıklar hakkında verilen yakalama kararları mahkemelerce kaldırılmaya başlandı. (Bu kararlar kovuşturma aşamasında mahkemelerce CMK 98/3 gereği veriliyordu)

6273 SAYILI ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

February 2, 2012

ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

Kanun No. 6273

Kabul Tarihi: 31/1/2012

MADDE 1- 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “adlî sicil” ibaresi “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin yedinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“d) Çekin basıldığı tarih,”

MADDE 2- 5941 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “altıyüz” ibareleri “bin” şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan “şikâyette” ibaresi “talepte” şeklinde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(9) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi hâlinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer.”

MADDE 3- 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin başlığı “Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “hukukî ve cezaî sorumluluk” ibaresi “hukukî sorumluluk ile idarî yaptırım sorumluluğu” şeklinde, birinci ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; ikinci, dördüncü, dokuzuncu ve onbirinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

“(1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, altı ay içinde hamilin talepte bulunması üzerine, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi hakkında, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da çek hesabı sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri Cumhuriyet savcısı tarafından, her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilir. Bu fıkra hükmüne göre çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı, karşılıksızdır işlemine tabi tutulan çekin düzenlenmesi suretiyle dolandırıcılık, belgede sahtecilik veya başka bir suçun işlenmesi hâlinde de verilir.”

“(10) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı yapılacak başvuru ve itirazlar hakkında, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun kanun yoluna ilişkin hükümleri uygulanır. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı yapılan başvurunun kabulü hâlinde, bu kararla ilgili olarak da sekizinci fıkradaki bildirim ve yayımlanma usulü izlenir.”

MADDE 4- 5941 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılması

MADDE 6- (1) Karşılıksız kalan çek bedelinin, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödenmesi hâlinde, çek düzenleme   ve     çek  hesabı    açma  yasağı  Cumhuriyet  savcısı   tarafından  kaldırılır.  Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir ve ilân olunur.

(2) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının verildiği yer Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıt, kaydın girildiği tarihten itibaren her hâlde on yıl geçmesiyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından resen silinir ve bu işlem ilân olunur.”

MADDE 5- 5941 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “bir yıla kadar hapis” ibaresi “Cumhuriyet savcısı tarafından üçyüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 6- 5941 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bankalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir ay içinde 2 nci maddeye göre yayımlanacak tebliğde belirlenen esaslara uygun olarak yeni çek defterleri bastırırlar.

(2) Bankalar, 31/12/2012 tarihine kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verir ve ellerindeki eski çek defterlerini imha ederler.

(3) Bu Kanunun bu maddenin yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümleri ile mülga 3167 sayılı Kanun hükümleri gereğince düzenlenmiş olan eski çeklerin hukukî geçerliliği devam eder.

(4) Bankaların müşterilerine verdikleri eski çek defterleriyle ilgili olarak, muhatap bankanın 3 üncü maddenin üçüncü fıkrasına göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu 30/6/2018 tarihinde sona erer.

(5) 31/12/2017 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.

(6) Bu maddenin yayımı tarihinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına ilişkin kayıtlar, 6 ncı maddede düzenlenen yasağın kaldırılmasına ilişkin şartlar oluşuncaya kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulmaya devam olunur.

(7) Bu Kanun hükümlerine göre suç karşılığı uygulanan yaptırımı, idarî yaptırıma dönüştürülen fiiller nedeniyle,

a) Soruşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında Cumhuriyet başsavcılığınca,

b) Kovuşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında mahkemece,

idarî yaptırım kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtayın ilgili dairesinde bulunan dosyalar hakkında ise ilgili dairece, bu Kanuna göre işlem yapılmak üzere dava dosyası hükmü veren mahkemeye gönderilir ve bu mahkeme tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir.”

MADDE 7- 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 726 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “altı ay” ibareleri “üç yıl” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 8- 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 814 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “altı ay” ibareleri “üç yıl” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 9- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 10- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

SÖZLEŞMELER HUKUKU EĞİTİMİ

December 21, 2011

MESAFELİ SÖZLEŞMELERDE TARAFLARIN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

September 28, 2011

5941 SAYILI YENİ ÇEK KANUNUNA GÖRE ÇEKİN DÜZENLEME TARİHİNDEN ÖNCE İBRAZ EDİLMESİ

January 22, 2011

Türk Ticaret Kanununun Çekle ilgili hükümlerinden biri olan 707. maddesi “Vade” başlığını taşımaktadır. Bu maddeye göre; “Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı her hangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir.
Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir
” Yani Ticaret Kanunu hükümlerine göre çekin üzerinde yer alan keşide gününden önce bankaya ödeme için ibrazı mümkündür, bu durumda bile banka hesapta varsa çek karşılığını ödemek zorundadır.

Oysa 20.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 Sayılı  Çek Kanununun 8. maddesine göre üzerinde bulunan Keşide (düzenleme) tarihinden önce bankaya ödeme için ibraz edilen çekin karşılığının kısmen veya tamamen ödenmemiş olması durumunda  bu çekle ilgili hukuki takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukuki takip yapılabilmesi için , çekin üzerindeki düzenleme (keşide) tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır.

MİRASIN HÜKMİ REDDİ

September 28, 2010

Av. Seçil TİRYAKİ- ÖZCAN HUKUK BÜROSU

Hukukumuzda iki çeşit mirasın reddi prosedürü vardır. Bunların en bilineni ve uygulamada sıkça rastlanılanı “mirasın gerçek reddi” müessesesidir. Mirasın reddi denildiği zaman anlaşılan ret yöntemi budur. Diğer ret türü ise uygulamada pek rastlanılmayan bu yüzden vatandaşların pek bilgisinin olmadığı “mirasın hükmi reddi” yani “terekenin borca batıklığının ileri sürülmesi”dir. Öncelikle her iki ret türünü de yakından bakalım.

1-      Mirasın Gerçek Reddi: Bu durumda yasal ve atanmış mirasçılar miras bırakanın ölüm tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde mirası reddetme hakkına sahiptirler.

Bu süre yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendiklerini ispat ettikleri takdirde bu tarihten itibaren aksi takdirde ölüm tarihinden itibaren, vasiyetname ile atanmış mirasçılar için ise miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse bunlar için ret süresi önceki mirasçıların mirası reddettikleri tarihi öğrendikten sonra başlar.

Mirasın reddi mirasçıların miras bırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü veya yazılı olarak başvurmaları ile olur. Mirasın reddinin kayıtsız şartsız yapılması gerekir. Bunun tek istisnası, MK 614.md.’de öngörülmüş olan sonra gelen mirasçı lehine reddir.

2-      Mirasın Hükmi Reddi: İkinci prosedür olan mirasın hükmi reddi durumu ise ret süresinin susarak geçirilmesi halinde mirasın kabul edilmiş sayılacağının tersine bir karinedir. Miras bırakan açısından borca batıklık durumu söz konusu ise mirasçılarına tanınan bir hak olmakla birlikte “mirası ret-mirasın gerçek reddi” prosedüründe olduğu gibi bir süre söz konusu değildir. Yasal veya atanmış mirasçılar bunu ya Mahkemeden tespit ettirebilecek ya da kendilerine mirasçı sıfatıyla yöneltilen her hangi bir davada ileri sürebileceklerdir. Yargıtay’a göre bu karar bütün mirasçılara karşı hüküm ifade etmektedir. Bu durumda miras bırakanın ölüm anında terekesinin borca batık olup olmadığı ilgili yerlere (SGK, Tapu Müdürlükleri, Emniyet vs…) yazılacak müzekkereler veya Hâkimin bilgisinin yeterli olmadığı durumlarda bilirkişi incelemesi ile tespit edilecektir. Miras bırakanın herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan aldığı maaşı terekesine dâhil olmadığı için murislerin kendilerine bağlanan maaşı sahiplenmelerinde beis yoktur.

Ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli ise miras reddedilmiş sayılır. ( TTK md. 605/2)

Yazımızdan da anlaşılacağı üzere mirasın hükmi reddi müessesesi şartları oluştuğunda yasal veya atanmış mirasçıları süreye bağlı olmadan miras bırakanın sorumluluklarından ve borçlarından kurtarması bakımından oldukça faydalı bir müessesedir.

Son olarak şunu da belirtmek de fayda görüyorum; Mal ortaklığı rejiminde, eşlerden biri borca batık bir mirası kabul etmek isterse burada diğer eşin rızası aranır. Diğer eşin rızasını almak mümkün değilse veya eş, haklı bir sebep olmadan rıza vermiyorsa izin için Sulh Hukuk Mahkemesine başvurulabilir. (MK. Md.265/II)

Next Page »