ESER ve ESERLE İLGİLİ KAVRAMLAR

September 27, 2010

Uluslararası fikir hakları sözleşmeleri doğrultusunda, ülkelerin kendi fikir hakları kanunlarında “eser”in bir tanımını yaptığı görülmektedir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndaki (FSEK) tanımdan önce, diğer ülke kanunlarındaki “eser” tanımlarına bir göz atalım:

§  “İfade biçimi ya da yöntemi ne olursa olsun, edebiyat, müzik, grafik sanatlar, mimarlık, tiyatro ve sinema alanında yaratıcı nitelik taşıyan düşünce ürünleri. [İtalyan K. m.1]”

§  “Bu Kanun anlamı içinde, eser, yalnızca bireysel düşünce yaratısını kapsar. [Alman K. m.2]”

§  “Amacı ya da değeri dikkate alınmaksızın, bireysel nitelik taşıyan edebiyat ve sanat alanındaki düşünce yaratısı anlamını taşır. [İsviçre K. m.2]”

§  “Eser, edebiyat, bilim, sanat ve müzik alanında duygu ve düşüncelerin yaratıcı bir yolla ifade edildiği üretim anlamını taşır. [Japon m.2/1]

§  “Herhangi bir bilinen ya da henüz bilinmeyen bir biçim ile açıklanabilecek ya da çoğaltılabilecek şekildeki her türlü özgün düşünce yaratısı. [Ekvator K.  m.7]”

5846 sayılı FSEK’in “Tanımlar” başlıklı 1/B maddesinde “eser” kavramı;

§  ” Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri”

olarak tarif edilmiştir.

Gerek uluslararası sözleşmeler, gerekse ülkelerin kanunlarında “eser” kavramıyla ilgili iki temel özellik üzerinde durulduğu görülmektedir:

1- Eserin özgün (orijinal) olması

2- Sahibinin özelliğini taşıyan yaratıcı fikir ürünü (intellectual creations) olması

Bu iki temel özelliğin izahına geçmeden hatırlatmak gerekir ki, fikir hukukunun kapsamına giren husus; “eser sahinin ve üçüncü kişilerin” kanunların “eser” olarak kabul ettiği fikir ürünleri üzerindeki maddî ve manevî haklarının korunmasıdır. Başka bir anlatımla bir ürünün “eser” olarak kabul edilmesi ile “kanun koruması altında bir eser olması” farklı kavramlardır.

Bir fikir ürününün, fikir hukuku kurallarınca korunabilmesi ve kanunî imkânlardan faydalanabilmesi için öncelikle, o ürünün açıklanması, alenîleşmesi yani topluma sunulması gerekir. Kısaca alenileşme, bir fikir ürününün yani eserin, fikir hukuku koruma kurallarına konu oluşturmasının ilk şartıdır. Bir fikir ürünü “eser” niteliği taşısa bile, uygun bir yol ve araçla dış dünyanın, toplumun bilgisine sunulmadıkça, fikir hukukunun ilgi alanı dışında kalacağı unutulmamalıdır. Nitekim fikir hukuku tarafından korunan “fikir-düşünce” değil; fikrin dış dünyaya yansıtılmış, ifade edilmiş şeklidir.

Özetle ifade etmek gerekirse, ülkemizde bir fikir ürününün “eser” olarak FSEK’in koruma alanına girebilmesi için aşağıdaki şartları taşıması gerekir:

1. Özgün (orijinal) bir eser olması

2. Sahibinin özelliğini taşıyan yaratıcı fikir ürünü olması

3. Bu eserin, FSEK’te sayılan eser gruplarından birine dâhil olması

4. Eserin belirli bir biçim kazanmış olması

5. Eserin topluma sunulması, alenîleşmesi

O halde fikirlerin, hukukun koruma kurallarına konu olabilmesi için, önce fikirlere kalıcı bir biçim verilmesi, sonra; fikirlere verilen bu biçimin yayınlanmaya ve çoğaltılmaya elverişli olması ve nihayet uygun bir yöntem ve araçla topluma açıklanıp alenileşmesi gerekmektedir.

Şimdi sırayla, hukukun koruma altına aldığı “eser”e ilişkin bazı kavramlara kısaca bir göz atalım.

1- ÖZGÜN OLMA (ORİJİNALLİK) KAVRAMI

Yeni, benzersiz, kendine has, farklı vb. lügat anlamları olan “özgün” kavramının fikir hukukunu ilgilendiren yönü, o eserin kendi alanında tek ve benzersiz olması demek değildir.  Özgünlük; eserin sahibine özgü anlatımı, yöntem ve biçimdeki özgünlüğü ifade eder. Fikir hukuku, fikirlerin bizatihi kendisinin özgün olup olmamasıyla değil, fikirlerin anlatımıyla yani dışa yansıyan biçimiyle ilgilenir. Eserin özgünlüğü ifadesinden anlatılmak istenen “eser sahibinin o eseri başka bir eserden kopya edip etmediği ve esere kendisine (eser sahibine) has özellikleri verip vermediği” dir.

2- DÜŞÜNCE (FİKİR) KAVRAMI

Düşünce, “uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea” olarak tanımlanmaya çalışılmıştır (TDK). Yalnızca insanlara has olan düşünce, kişisel ve toplumsal sorunların çözümü veya maddi ve manevi ihtiyaçların giderilmesine yönelik zihinde tasarlanan, aranıp bulunan yoldur.  Düşünme ediminin ürünü ve içeriği olan düşünce, farklı yollarla dışa aktarılabilir. Daha önceden bilinmeyen veya bilinenleri kullanıp geliştirerek farklı olan yeni bir yaklaşımı ortaya koyma gücüne “yaratıcı düşünce” denmektedir.

Gerek toplumsal ilişkilerin düzenlenmesi, gerekse ihtiyaç ve sorunların giderilmesine yönelik çözümler birer “yaratıcı düşünce” ürünüdür. İnsanların her alanda gelişmesinin sebebi ise, düşüncelerin hızlı ve özgürce yayılmasıdır. Bireylere ait olan düşüncelerin diğer insanlar tarafından öğrenilmesi ve yayılması; düşüncenin aslında kişisellikten daha ziyade toplumsal nitelik taşımasından kaynaklanır. Bu sebeple düşüncelerin toplum içinde hızlı ve düzenli bir şekilde yayılmasının da gerekliliği ortaya çıkmıştır. Düşüncelerin yaygınlaştırmasında kullanılan araçlar, kâğıt, matbaa, fotoğraf, film, televizyon, internet vb. araç ve teknikler geliştikçe, yaratıcı düşünce ürünleri ve sahiplerinin haklarına ilişkin düzenleme ve korunmaları üzerine durulmaya başlanmıştır.

Fikir hukukunun gelişim seyri içinde, düşüncelerin maddi bir araç üzerine tespit edilmesi halinde, bu düşünce ürünün koruma kapsamına giren bir “eser” olduğu üzerinde durulmuştur. Fikir hukukunun korumasından faydalanan “eser”; biçimlenmiş, maddi bir varlık kazanmış olan düşünce ürünüdür. Başka bir anlatımla, fikir hukukunun koruduğu, bir fikrin kendisi değil, bu fikrin dış dünya ile buluşmuş olan ifade biçimidir. Örneğin, herhangi bir belediye kurumuna, “şehirdeki tarihi çeşmeleri konu alan bir takvim fikrini” proje olarak sunan bir reklam ajansı, bu fikrin başkası tarafından uygulanması halinde, bahsi geçen fikir üzerinde bir hak ileri süremez. Ankara Radyosu’na “Karamazof Kardeşler” adlı romanı “arkası yarın” formatında oyunlaştırmak üzere program teklifinde bulunan bir yapımcının bu teklifi uygun görülmemiş fakat daha sonra aynı romanın başkasına oyunlaştırılmak üzere verildiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine ilk teklif sahibi hakkının ihlal edildiği, bu fikrin ilk sahibinin kendisi olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Süreç, davacının aleyhine sonuçlanmış ve Yargıtay’ca da onaylanmıştır.

1932 yılında İtalya’da görülen bir davada mahkemenin verdiği kararın bir bölümü, konuya açıklık getirmesi bakımından aşağıda verilmiştir. Davacı, davalıya anlattığı bir düşüncesinin, davalının kaleme aldığı bir esere vücut verdiği iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ve talebi reddedilmiştir. Mahkemenin konuya ilişkin açıklaması şöyledir:

“Düşünceler hiç kimsenin kapalı mülkü değildir. Zira düşünceler, yayılmak, paylaşılmak, inandırmak ve dinleyenlerin ortak mülkü olmak için ifade edilirler. Kendi düşüncelerini yaymak ve diğer insanlar tarafından anlaşılmasına ve beğenilmesine çaba göstermek, tüm düşünürlerin, yazarların, tarihçilerin ve hukukçuların ortak amacıdır. Bugün, insanlık kültürünü yaratan eserlerin oluşmasını sağlayan düşünceler arasında, gerçek kaynağın hangi düşünce olduğunu tespit edebilme imkânı çok azdır. Bu düşüncelerin büyük bir bölümü, düşüncenin kaynağı üzerinde durulmaksızın yeniden ortaya çıkar, yayılır, inanılır ve benimsenir. Gerçekte, bu durum düşüncenin bir zaferidir. Zira böylece, düşünceler değerlenme imkânı elde etmekte, kişiliğin derinliklerine nüfuz etmekte, benliğin bir öğesi olmaktadır.

Bu nedenle, yasa, düşünceleri değil, düşüncelerin biçimini, dışa dönük olan anlatım aracını, içerilen düşünce dizgesini ve eserin kişiliğini korumaktadır.”

Bütün bu izahlardan sonra özetleyecek olursak; “özgün düşünce”nin kanun tarafından korunmasının sebebi, düşünce konusunun yeni ve özgün oluşundan değil,  bu düşüncenin sunuluşunun özgün olmasındandır. Şayet bir yaratıcı düşünce, sunuluş biçiminde henüz olgunlaşmamış, yayınlanması ve çoğaltılabilmesi için bağımsız bir varlık haline gelmemiş, düşünce taslağı düzeyindeyse ve diğer yaratıcı unsurlarca tamamlanmaya ihtiyaç duruyor ise, kanuna göre ortada henüz koruma kurallarından faydalanacak bir “eser” mevcut değildir.

Türkiye’deki yargı organları da aynı kanaat doğrultusunda verdiği kararlarında “… kuvveden fiile çıkamamış bir düşünceye eser adı vermeye ve onu himaye etmeye ve ücrete bağlamaya imkân olmadığı, ortada bir eser bulunmadığına göre ona tecavüzden söz etmenin düşünülemeyeceği” ifadeleri kullanmıştır. Bu konu aşağıda (Eserin Biçim Kazanması) verilecek örneklerle daha iyi anlaşılacaktır.

3- “KANUNDA SAYILAN ESERLER” KAVRAMI

Bir eserin FSEK anlamında eser olarak kabul edilebilmesi yani korunabilmesi için, FSEK’te öngörülen eser gruplarından birine dâhil olması gerekir. FSEK 1-b maddesinde geçen “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini” ifadelerinden anlaşılacağı üzere, eser türleri (grupları) numerus clausus (sınırlı sayı) kuralına göre belirlenmiştir. Yani “eser”ler FSEK’te gösterilen türlerle sınırlı olup, bunlar dışında yeni bir tür oluşturulamaz. Bu noktada, öğretide haklı olarak eleştirilen bir hususa değinmek yerinde olacaktır. FİSEK’te geçen eser türleri birbirinden bağımsız olmasına, biri diğerinin seçeneğini oluşturmamasına rağmen, kanun metninde “güzel sanatlar” kavramı ile “sinema eserleri” kavramı arasındaki “veya” sözcüğü yerine “ve” kullanılması isabetli olmamıştır. FİSEK’te sayılan 4 grup şöyledir:

a- İlim ve Edebiyat Eserleri,

b- Musiki Eserleri

c- Güzel Sanat Eserleri

d- Sinema Eserleri

Yukarıdaki dört kategori için geçerli olan numerus clausus kuralı, bu grupların altında sayılan eser türleri için geçerli olmadığı yani bir sınırlama getirilmediği unutulmamalıdır.

4- SANAT DEĞERİ KAVRAMI

FSEK’teki tanımda geçen “her nevi fikir ve sanat mahsulleri” ifadesine rağmen, bir fikir ürününün eser olabilmesi için hem fikir, hem de sanat niteliği taşımasına gerek yoktur. Yaratıcı bir fikir ürününün, kanunî koruma alanına dâhil olması için, biçim kazanması ve topluma sunulması gerekli ve yeterlidir. Dolayısıyla bir düşünce ürününün sanat değeri taşıyıp taşımadığı konusu, fikir hukukunun alanına girmemektedir. Başka bir anlatımla, mahkeme, önüne gelen bir düşünce ürününe ilişkin hak ihlali başvurusunda, o ürünün edebiyat ya da sanat değeri taşıyıp taşımadığı ile ilgilenmeksizin, kanunlarda öngörülen yaptırımları uygulayacaktır. Mahkemelerin, düşünce ürünü hakkında; göreceli bir anlam taşıyan ve güzellik duygusu ve algısıyla da ilgili olan estetik-sanat değeri hakkında hüküm vermek gibi bir görevi bulunmamaktadır.

Bu yönde uluslararası alanda bir görüş birliğine ulaşılmış, “yasalarda sayılan eser türlerinin, edebiyat ya da sanat değerleri ya da amacı üzerinde durulmaksızın yalnızca yaratıcı bir düşünce olmalarının yeterli olduğu” kabul edilmiştir.

İngiliz Fikir Hakları Yasası’nın “Sanat Eserleri Üzerindeki Haklar” başlıklı 3/a maddesinde bu husus net olarak açıklığa kavuşturulmuştur:

“Bu Yasa’da söz edilen “Sanat Eseri” değimi, aşağıda sayılan eserler anlamını taşımaktadır:

(a) Sanat niteliği (artistic quality) üzerinde durulmaksızın aşağıdaki ürünler; örneğin, tablolar, heykeller, çizimler, oymalar ve fotoğraflar,)

Burada 5846 sayılı FSEK’in 4. maddesinde geçen güzel sanat eserlerinin, eser olarak kabulünde “estetik değere sahip olması - bedii vasfı bulunması” ön koşulunun öngörülmesi üzerinde durmak gerekmektedir. Böyle bir koşul, FSEK’in mimarı olan Ord. Prof. E. Hirsch’in “eser”e dair düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Hirsch’in “eser kavramı”na ilişkin genel görüşleri şöyledir:

“Her fikri mahsul, Kanun’un himayesine layık, fikri bir eser değildir. İnsanların fikri kabiliyeti, aynı seviye ve vüsatta (genişlikte) değildir. Herkesçe malum mütalaalardan istifade ve istiane (yardım almak) suretiyle vücuda getirilen mahsuller bir imtiyaz hakkı doğurmazlar (korunmazlar).

Lalettayin (gelişigüzel) bir mektup, fotoğraf, melodi veya bina, bir vahdet arz eden (bütünlük taşıyan) fikri bir mahsul olmakla beraber, himayeye layık görülmez. Çünkü yazı bilen herkes, düşüncelerini, duygularını bir mektupla ifade edebildiği gibi, fotoğraf makinesini kullanabilen her şahıs, pekâlâ resim çekebilir.

Herkes tarafından vücuda getirilemeyen, yani bir hususiyeti haiz bulunan mahsuller, himayeye layıktır ve ancak bunlara eser vasfı izafe edilebilir. Eğer bir mahsul herkes tarafından vücuda getirilebilecek mahiyette ise, hususiyet de (özellik) mevcut olmayacağından, bu kabil mahsulleri himaye etmekte cemiyetin hiçbir menfaati yoktur.”

Bu görüşlerin uzantısı olan FSEK m. 4′te güzel sanat eserlerinin ortak özelliği olarak belirtilen “estetik değere sahip olması” eski ifadesiyle “bediî vasfı” kavramlarının, fikir hakları alanındaki uluslararası sözleşme ve yasa hükümlerindeki genel yaklaşımlarla örtüşmediği açıktır.

“Bediî” örneği olmayan, nadide güzellik ölçülerine uyan, gözü gönlü okşayan, beğenilen, latif demektir.  Hâlbuki bu ifadeler genellikle izafî kavramlar olup, kişilere, toplumlara ve zamana göre değişiklik arz eder. Dün bediî vasıfta görülmeyen bir fikir ürünü bu gün en revaçta değer bulan bir ürün olabilir. Hukuk, ortaya konan eserin sanat niteliği (artistic quality) üzerinde durmaz.

Göreceli bir anlam taşıyan, kişi ve dönemlere göre değişebilen ve güzellik duygusu ve algısıyla da ilgili olan “estetik değer” üzerinden eser hakkında hüküm vermek,  mahkemelerin görevi değildir. Mahkemeler, fikir ürünü olan ve kanunlarda sayılan eser türlerinin “estetik değere sahip olup olmadığına” bakılmaksızın yalnızca özgün bir biçimde ifade edilerek topluma sunulup sunulmadığı ile ilgilenir.

5- ESERİN BİÇİM KAZANMASI

Fikir hakları, bir eserde ifade edilen düşünceyi değil, düşünceleri dış dünyaya açmak, ifade etmek ihtiyacı neticesi başvurulan ve sahibinin özel düşünce yapısının etki ve izlerini (anlatım biçimini, tarzını, dilini, üslubunu) taşıyan, düşüncenin maddi varlık kazanmış şeklini (biçimini) koruma konusu olarak düzenlemektedir. Başka bir deyişle, düşüncelerin korunabilmesi için, ilk ve temel unsur, düşüncenin bir biçim kazanmış olması gerekir. Düşünceler, ancak maddi bir varlık kazanması, biçimlenmesi halinde “eser” adını alır ve bu biçim korunur, yoksa düşüncenin bizatihî kendisi fikir hukukunun koruma kurallarından faydalanamaz. Nitekim 1996 WIPO Fikir Hakları Anlaşması’nın ikinci maddesinde şöyle geçmektedir;

“Fikir hakkının korunması, düşünceleri, yöntemleri, uygulama esaslarını ya da matematik kavramları değil, düşüncelerin ifade biçimini kapsar”

O halde, bir düşüncenin fikir hukukunun korumasından faydalanan “eser” özelliğini kazanması için; düşünce boyutundan çıkıp, bilinen veya henüz bilinmeyen bir biçimle açıklanması, dış dünyaya yansıtılması gerekir.

Burada, düşüncenin “biçim kazanması” kazanmasıyla anlatılmak istenen husus; düşüncenin soyut düzeyden çıkartılarak, somutlaştırılmış olmasıdır. Düşüncenin uygulanabilir, çoğaltılabilir düzeyde somutlaştırılması yani biçimlendirilmesi; yazmak, çizmek, konuşmak, ses ve görüntü kaydı yapmak gibi bilinen veya henüz bilinmeyen her hangi bir yöntemle gerçekleştirebilir. Yani belirli bir düşünceyi, geçici bir araçla, örneğin konuşarak anlatmak ile yazarak veya kaydederek anlatmak arasında bir fark yoktur. İspatla ilgili hükümler ayrıca değerlendirilmesi gereken ve eserin biçim kazanmış olmasını etkilemeyen hususlardır. Konunun daha iyi anlaşılması için, aşağıda verilen örnekleri birlikte inceleyelim:

I. Senarist S, sohbet esnasında yapımcı Y’ye, “uçak kazası sonucu kurtulan yolculardan birkaçının ıssız ve esrarengiz bir adaya çıkması ve bu adada yaşananları konu alan bir film senaryosu” fikrini açıyor. Ayrıca konuşmasında, hem adanın doğaüstü özelliklerinden hem de bu yolcuların her birinin geçmişte birbirleriye bağlantısı olduğundan bahsediyor. S, film senaryosuyla ilgili bu genel bilgilerin dışında başka ayrıntı ve detaya girmiyor.

Kısa bir süre sonra S, Y’ye anlattığı “ıssız bir adaya düşen insanların maceralarının” konu edinildiği bir film çektiğini öğreniyor ve “bu fikir bana aitti” iddiasıyla dava açıyor.

II. Grafiker G, Y Belediyesi’nin reklam müdürü R ile katıldıkları bir program arasında ayaküstü sohbet ediyor. Bu sırada yanlarında birkaç kişi de bulunuyor ve konuşulanlara tanık oluyor. G, belediyenin logosunun çağdaş çizgilerde olmadığını ve belediyenin yüzünü yansıtmadığını söylüyor. R de aynı fikirde olduğunu, yeni bir kurumsal kimlik çalışması yaptırmayı düşündüklerini ifade ediyor ve G’den kendilerine logo tasarımı yapmasını istiyor. Bunun üzerine G, yeni logonun nasıl olabileceği hakkındaki fikirlerini anlatmaya başlıyor. G, logonun renklerinden, kullanılması gereken yazı karakterine, “Y” harfi figürünün sulu boya fırçasıyla çizilmiş uçan bir kuş silüyeti şeklinde olması gerektiğine kadar en ince detaylarına kadar tarif ediyor. Geriye sadece G’nin logo hakkındaki fikirlerini kağıtta veya dijital ortamda hazırlayıp sunması kalıyor. Ertesi gün R, G’yi telefonla arayarak logo çalışmasına şimdilik ara verdiklerini bidiriyor. Bir süre sonra R, Y Belediyesi’nin logosunun yenilendiğini ve yeni logonun da R’ye anlattığı logonun aynısı olduğunu görüyor ve mahkemeye başvuruyor.

Birinci örnek olayda senaristin fikrinden yola çıkarak, yapımcı başka birine senaryo yazdırmış ve filmi çekmiştir. Senaristin aslında mahkemeden talep ettiği “fikrinin, düşüncesinin” korunmasıdır. Ortada S ye ait herhangi bir araç veya yöntemle biçimlenmiş, şekil almış bir eser mevcut değildir. Ortada yalnızca bir fikir, düşünce bulunmaktadır. Dolayısıyla “düşünceler” fikir hukukunun koruma alanına girmediği için mahkeme taleplerini reddedecektir.

İkinci örnek olayda ise grafiker G, yeni logo hakkındaki fikirlerini en ince detaylarına kadar açıklamıştır. Logo fikrinin biçim kazanması (dış dünyaya arz edilip somutlaşması) kâğıda çizilerek veya dijital bir ortamda kaydedilerek gerçekleştirilmemiş fakat sözlü olarak bu sağlanmıştır. Başka bir anlatımla G’nin logo fikri, uygulanmaya ve çoğaltılmaya imkan sağlayacak düzeyde biçim, şekil kazanmıştır. Biçim kazanmanın hangi vasıta ile olduğunun (kâğıda çizilmesinin, Freehand veya İllüstratör gibi bir tasarım programında yapılıp kaydedilmesinin veya sözlü olarak anlatılmasının), eser vasfını kazanmaya bir etkisi yoktur. G’nin eser sahipliğine ilişkin iddiasını, tanıklarla ispat etmesi yeterlidir. Fakat şunu unutmamak gerekir ki bu gibi durumlarda uzman bilirkişilerin değerlendirmesi önem kazanmaktadır. Olayımızda sonucu belirleyecek kriter, G’nin sözlü olarak biçimlendirdiği tasarımı hangi grafiker uygularsa uygulasın aynı logoyu çıkarıp çıkarmayacağıdır. Logonun, sözlü olarak biçim kazandığının ileri sürülebilmesi için; anlatılanlardan yola çıkarak logoyu çizen her grafikerin aynı sonuca ulaşması gerekir. Yani ortada soyut bir düşüncenin “tasarımının” yapılarak kağıda aktarılması değil, şekil-biçim kazanmış bir logo tasarımının kağıda çizilmesi, “uygulanması” söz konusudur.

Öğretide bu yaklaşımın dışında, sözlü bir anlatımın “şekillenme” için yeterli olmadığını, örnek olayımızda logo fikrinin yalnız sözle veya yazıyla anlatılmasıyla “eser” vasfının kazanılmayacağını ileri süren hukukçularımızın olduğunu da belirtmek gerekir.

6- BİÇİM (ÜSLUP, TARZ)

Her eser sahibinin eserini oluştururken, söz, icra, resim, grafik tasarım ya da yazılarında, beste, yorum, çizim, renk veya sözcüklerin seçimi ve düzenlenmesinde geliştirdiği ve benimsediği bir anlatım biçimi, tarzı, dili yani üslubu vardır. Fikir haklarının gelişim seyrinde üzerinde durulan hususlardan biri de, eser sahiplerinin tarz-üsluplarının başkaları tarafından kullanılması halinde hak ihlalinin oluşup oluşmadığı konusudur. Acaba bir yazarın romanlarında kullandığı kendine has anlatım tarzını, başka bir yazar tarafından kullanılması, bir grafik tasarımcının ortaya koyduğu kendine has tasarım çizgisinin diğerleri tarafından kullanılıp taklit edilmesi bir hak ihlalini oluşturur mu? Bu gün artık gelinen noktada üslupla ilgili bir fikir hakkının ileri sürülemeyeceği hukukçular tarafından kabul edilmiştir.

7- İŞLENMİŞ (UYARLANMIŞ, TÜRETİLMİŞ) ESER

Bir eserin, topluma sunulduğu türünün dışında, başka bir türde düzenlenerek oluşturulan yeni düşüce ürününe “işlenmiş eser” denilmektedir. O halde “işlenme eser” kavramında iki unsur önem taşımaktadır:

a- Önceden topluma sunulmuş ve ilgi uyandırmış (veya uyandıracağı düşünülen) bir eserin varlığı

b- Eserin mevcut türünden (örn. romandan) başka bir türün (örn. film senaryosunun) şekillenmesi için sarf edilmesi gereken emek ve çaba (düşünce)

Hiç şüphesiz bir şiiri, müzikale dönüştürmek, her iki türe de hâkim olmayı ve bilgi, birikim ve yeteneği gerektirir. Başka bir deyişle, bir şiiri müzikale uyarlamanın (işlemenin), uyarlayanın düşünce katkısı olmadan gerçekleşmeyeceği inkâr edilemez. Dolayısıyla türetilen yeni eser, uyarlayanın (işleyenin) düşünce ürünü olması bakımından, bağımsız bir nitelik kazanmıştır. Netice olarak, işlenme ve asıl eser sahiplerinin hakları ve aralarındaki ilişkiler, fikir hukuku alanında önemli bir yer oluşturmuştur.

Bern Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, ulusal kanunlara da kaynaklık eden temel esaslar belirlenmiştir:

“Çeviriler, adaptasyonlar (işlenmeler, uyarlamalar), müzik düzenlemeleri ve edebiyat ve sanat eserlerindeki diğer değişimler, özgün eser üzerindeki haklara zarar vermeksizin, özgün eser olarak korunur.”

Sözleşme’nin 12. maddesinde de, edebiyat ve sanat eseri sahiplerinin, özgün eserleri üzerindeki haklarının koruma süresinin devamı boyunca, eserlerinin işlenmesi, düzenlenmesi ve diğer değişikliklerine izin verme konusunda inhisari bir hak sahibi oldukları öngörülmüş ve ulusal kanunlarda da bu esas doğrultusunda hükümler yer almıştır.

O halde bir eserin uyarlanabilmesinin (işlenebilmesinin) ve yayınlanıp çoğaltılabilmesinin temel şartı, asıl eser sahibinin izin vermiş olmasıdır.

8- DERLEME ESER

Derleme eser FSEK’in “Tanımlar” başlıklı 1/B-d maddesinde şöyle tanımlanmıştır:

Derleme: Özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan eseri…”

Bern Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, derleme eserlerden aynı şekilde iki örnek (ansiklopediler ve antolojiler) verilerek, içeriğinin düzenlenmesi ya da seçimi bir fikir yaratıcılığı gerektiren edebiyat ve sanat eserleri derlemelerinin, eser sahiplerinin haklarının saklı kalmak kaydıyla, bir eser niteliği taşıyacağı ve yasal korumadan faydalanacağı belirtilmiştir.

Ansiklopediler ve antolojilerin dışında, veri tabanları, lügatler, almanaklar, rehberler, seçme resim ve müzik albümleri gibi eserler de derleme eser olarak kabul edilmektedir.

Derleme eserler, daha önce yayınlanmış eserlerden seçilerek oluşturulacağı gibi, eser sahiplerinden derleme eserde kullanılmak üzere belirli konularda özgün eser üretmeleri talep edilerek de oluşturulabilir.

Derleme eserlerin en önemli özelliği, derleme sahibinin (derleyen gerçek ya da tüzel kişiler), derlenen eserlerde herhangi bir değişiklik, adaptasyon yani işlenme yapamamalarıdır. Yani derleyenin, derleme yaptığı eserler üzerinde ekleme, düzeltme veya yorum yapma hakları yoktur. Bu bakımdan işlenen (uyarlanan) eserlerle, derlenen eserler arasında temel bir fark bulunmaktadır.

5846 sayılı Kanun’un “İşlenmeler ve Derlemeler” başlıklı 6. maddesinin 7. bendinde; “Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dâhilinde seçme ve toplama eserler tertibi” derleme eser olarak nitelendirilmiş,  aynı maddenin 6. bendine göre; “Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması” işlenme eser olarak kabul edilmiştir. Halbuki yukarıda izah edildiği üzere gerçekte külliyatların da birer derleme eser olduğu kuşkusuzdur. Bununla birlikte, yalnızca bir yazarın bütün ya da aynı cinsten eserlerini bir araya getirerek külliyat oluşturmakla, birden fazla yazarın eserlerini bir araya getirerek külliyat (derleme) eser oluşturmak arasında, izin alınması gereken eser sahiplerinin sayısı dışında bir fark bulunmamaktadır. Aşağıda incelemenize sunulacak olan, diğer ülkelerin fikir hakları kanunlarının derlemeye ilişkin maddelerinde de görüleceği üzere, Türkiye dışında hiçbir ülkenin kanunlarında veya herhangi bir uluslararası sözleşme yahut bilimsel makalede, 5846 sayılı Kanun’daki gibi bir tasnif (aynı ya da farklı eser sahiplerinin eserlerinden faydalanarak ortaya konan derleme eserler arasındaki ayrım) görülmemektedir. Aşağıda bazı ülkelerin fikir hakları kanunlarındaki derleme eserlere ilişkin maddeleri incelemenize sunuyorum.

§  Seçilmek ve düzenlenmek yoluyla kişisel bir düşünce yaratısı biçiminde oluşturulan, eserler, veri ya da diğer bağımsız malzemelerin derlemeleri seçilen malzemede mevcut fikir hakkı ya da komşu haklara zarar vermeksizin bağımsız eser olarak korumadan yararlanır. [Alman FHK "Derlemeler ve Veri Tabanları" başlıklı 4. madde]

§  Ansiklopediler, antolojiler, veri tabanları, belge derlemeleri ve benzerleri gibi, içeriklerine dikkat edilerek bir uyum içinde seçilen ve düzenlenen eser ve diğer çeşitli malzeme derlemeleri, bireysel bir düşünce yaratısı niteliği ile bağımsız bir eser olarak kabul edilir. [Slovak FHK "Derlemeler" başlık 8. madde]

§  İçeriğinin seçimi ve düzenlenmesi yoluyla oluşturulan bir düşünce yaratısı niteliği ile derlemeler, bağımsız eserler olarak korunurlar. [Japon FHK "Derlemeler" başlık 12. madde]

9- ESER ve TESCİL

Gerek uluslararası sözleşmeler gerekse ulusal fikir hakları kanunları eserlerin, herhangi bir işleme (şekil unsuruna) bağlı olmadan kanunî korumadan faydalanmasını temel bir ilke olarak kabul etmiştir. Eserle ilgili kanunî haklar, eserin oluşumu ile birlikte elde edilmekte dolayısıyla eser sahibinin başka bir işlem (tescil vb.) yapmasına gerek kalmamaktadır. Örneğin bir grafik tasarımcının, tasarımını yaptığı bir logo üzerindeki eser sahipliği, tasarımını yaptığı andan kendiliğinden doğar, başka bir işlem yapmasına (notere onaylatma vs.) gerek yoktur.

Avukat Zekeriya YILMAZ

ÖZCAN HUKUK BÜROSU

www.ozcanhukuk.com

(Bir sonraki yazımızda “Eser Sahipliği ve Eser Sahibinin Hakları” konusu ele alınacaktır)

KAYNAKÇA

1- Fikir Hukuku Dersleri, Akın Beşiroğlu, 4. Baskı

2- Fikrî Mülkiyet Hukuku, Ünal Tekinalp, 4. Baskı

3- Uygulamalı Fikrî Mülkiyet Hukuku C II, Cahit Suluk - Ali Orhan

4- Fikrî Hukuk Dersleri II, Halil Arslanlı

ESER SAHİBİNİN HAKLARI VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

April 30, 2008

Av. Muzaffer ÖZCAN

Değerli eser sahipleri,

Yoğun bir çaba ve fikir çalışmasının ürünü olarak meydana getirdiğiniz eseriniz hakkında bilmeniz gereken bir takım hukuki konular mevcuttur. Yazının devamında bunları bulacaksınız. Her ne kadar Hukukun ağır dilinden uzak ifadelerle bu yazıyı oluşturmaya gayret etmiş isek de bunda başarılı olamamamız ihtimaline karşı size kısa bir özet vermeyi uygun görüyoruz.

Eser sahibi olmak size bir takım haklar tanıdığı gibi, sizi bir takım kısıtlamalarla da karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle eserinizde başkalarının eserlerinden alıntı yapıyorsanız, hukuki ve cezai sorumluluk altında kalmamak için alıntı yapmaya ilişkin kuralları iyi bilmelisiniz.

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda hak ihlalleri konusunda düzenlenmiş olan cezalar hayli caydırıcı nitelikte olduğundan biz size aşağıdaki yazının tamamını dikkatle okumanızı tavsiye ediyoruz.

1. GİRİŞ VE TANIMLAR

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yalnızca eser sahipleri ve bağlantılı ilişkileri düzenlemek için çıkarılmış olup, kanun kapsamındaki hakların ve yükümlülüklerin bilinmesi, eser sahibi ve yayıncılar bakımından önem taşımaktadır. Kanunda eser sahiplerinin manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmek amacıyla düzenlemeler yapılmıştır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre meydana getirdiğiniz mahsulün bir eser sayılabilmesi için kanundaki eser tanımına uygun olması gerekmektedir.

Buna göre eser; “Sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir”.

Bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilip koruma altına alınabilmesi için ;

a. Sahibinin hususiyetini taşıması,
b. Şekillenmiş olması,
c. Kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi,
d. Fikri bir çabanın sonucu olması,
gerekmektedir.

Hukukumuzda eser sahipliği, eserin yaratılması ile kazanılır, ayrıca herhangi bir makama tescil zorunluluğu yoktur.

Kanunumuzda belirlenmiş olan eser kategorileri şunlardır:

  • İlim ve Edebiyat Eserleri

• Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler,
• Her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları; (Ara yüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir öğesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmazlar.)
• Her nevi rakslar, yazılı koreografi eserleri, Pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri;
• Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topografya’ya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri,

  • Güzel Sanat Eserleri

Estetik değere sahip olan;
• Yağlı ve sulu boya tablolar,
• Her türlü resimler, desenler, pasteller,
• Gravürler, güzel yazılar ve tezhipler,
• Kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler kaligrafi, serigrafi.
• Heykeller, kabartmalar ve oymalar.
• Mimarlık eserleri.
• El işleri ve küçük sanat eserleri,
• Minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri,
• Tekstil, moda tasarımları.
• Fotografik eserler ve slaytlar,
• Grafik eserler,
• Karikatür eserleri,
• Her türlü tiplemeler,

  • Musiki Eserleri

Musiki eserleri, her nevi sözlü ve sözsüz bestelerdir.

  • Sinema Eserleri

Sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.

  • Veri Tabanları

İŞLENMELER VE DERLEMELER

Buraya kadar sayılan hususların yanında, eserinizi oluştururken başka bir eser sahibinin eserinden de yararlanmış olmanız halinde bilmeniz ve dikkat etmeniz gereken konular da vardır.

Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve aşağıda başlıcaları yazılı fikir ve sanat mahsulleri işlenmedir:

1. Tercümeler;
2. Roman, hikâye, şiir ve tiyatro piyesi gibi eserlerden birinin bu sayılan nevilerden bir başkasına çevrilmesi;
3. Musiki, güzel sanatlar, ilim ve edebiyat eserlerinin filim haline sokulması veya filime alınmaya ve radyo ve televizyon ile yayıma müsait bir şekle sokulması;
4. Musiki düzenleme ve tertipleri;
5. Güzel sanat eserlerinin bir şekilden diğer şekillere sokulması;
6. Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması;
7. Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi;
8. Henüz yayımlanmamış olan bir eserin ilmi araştırma ve çalışma neticesinde yayımlanmaya elverişli hale getirilmesi (İlmi bir araştırma ve çalışma mahsulü olmayan alelade transkripsiyonlarla faksimileler bundan müstesnadır.);
9. Başkasına ait bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması.

Bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.
Asıl eser sahibinin eseri üzerindeki haklarını ihlal etmeden ve onun izni ile işleme veya derleme eser meydana getirebilirsiniz. Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Asıl eser sahibinin izni olmaksızın eserin işlenmesi mümkün değildir.

ESER SAHİBİNİN HAKLARI

Eser sahibinin maddi ve manevi olmak üzere iki türlü hakkı bulunmaktadır. Oluşturduğunuz eserinizde bir başka eser sahibinin bu iki hakkından herhangi birini ihlal etmemeniz gerekmektedir. Böyle bir durumda siz ve yayıneviniz hukuki ve cezai sorumlulukla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarını kapsamaktadır.

Bu haklar manevi ve maddi haklar olmak üzere ikiye ayrılır.

MANEVİ HAKLAR:

  • UMUMA ARZ SALAHİYETİ: Bir eserin umuma arzedilip edilmemesini, yayımlanma zamanını ve tarzını munhasıran eser sahibi tayin eder.
  • ADIN BELİRTİLMESİ SALAHİYETİ: Eseri, sahibinin adı veya müstear adı ile yahut adsız olarak, umuma arzetme veya yayımlama hususunda karar vermek salahiyeti munhasıran eser sahibine aittir.
  • ESERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINI MENETMEK: Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.

MALİ HAKLAR:

  • İŞLEME HAKKI: Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı munhasıran eser sahibine aittir.
  • ÇOĞALTMA HAKKI: Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir
  • YAYMA HAKKI: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir.
  • TEMSİL HAKKI: Bir eserden, (…) doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarıyan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı munhasıran eser sahibine aittir.
  • İŞARET, SES VE/VEYA GÖRÜNTÜ NAKLİNE YARAYAN ARAÇLARLA UMUMA İLETİM HAKKI: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

ALINTI SERBESTÎSİNİN SINIRLARI

Bir eserden aşağıdaki hallerde alıntı yapılması mümkündür.

1. Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması;
2. Yayımlanmış bir bestenin en çok tema, motif, pasaj ve fikir nevinden parçalarının müstakil bir musiki eserine alınması;
3. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ve yayımlanmış diğer eserlerin, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderacatını aydınlatmak maksadiyle bir ilim eserine konulması;
4. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ilmi konferans veya derslerde, konuyu aydınlatmak için projeksiyon ve buna benzer vasıtalarla gösterilmesi.

Alıntının belli olacak şekilde yapılması lazımdır. İlim eserlerinde, iktibas hususunda kullanılan eserin ve eser sahibinin adından başka bu kısmın alındığı yer belirtilir.

GAZETE İÇERİĞİNDEN ALINTI

Basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir.

Gazete veya dergilerde çıkan toplumsal, siyasi veya ekonomik günlük meselelere dair makale ve fıkraların iktibas hakkı açıkça saklı tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasıyla veya diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasıyla veya diğer bir suretle yayılması mümkündür.

Bütün bu hallerde, alıntı yapılan gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti belirtmek gerekir.

ESER SAHİBİNİN HAKLARININ İHLALİ DURUMUNDA AÇILABİLECEK HUKUK VE CEZA DAVALARI

Yukarıda sayılan manevi ve mali hakları tecavüze uğrayan kimse tecavüz edene karşı hukuk ve ceza davaları açabilir.

Tecavüz, çalıştığı sırada bir işletmenin temsilcisi veya işçileri tarafından yapılmışsa işletme sahibi hakkında da dava açılabilir.

HUKUK DAVALARI

Eser, eser sahibinin izni olmadan çevrilmiş, sözleşme dışı veya sözleşmede belirtilen sayıdan fazla basılmış, diğer biçimde işlenmiş veya radyo-televizyon gibi araçlarla yayınlanmış veya temsil edilmiş ise; izni alınmamış eser sahibi, sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya emsal veya rayiç bedel itibarıyla uğradığı zararın en çok üç kat fazlasını isteyebilir. Bu bedelin tespitinde öncelikle ilgili meslek birliklerinin görüşü esas alınır.

Bir eserden izinsiz çoğaltma yolu ile yarar sağlanıyorsa ve çoğaltılan kopyaları satışa çıkarılmamışsa, eser sahibi; çoğaltılmış kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını veya maliyet fiyatını aşmamak üzere çoğaltılmış kopyaların ve çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri gereçlerin uygun bir bedel karşılığında kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltma yoluna giden kişinin yasal sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir eserin izinsiz çoğaltılan kopyaları satışa çıkarılmışsa veya satış haksız bir tecavüz oluşturuyorsa, eser sahibi tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar hakkında ikinci fıkrada yazılı şıklardan birini seçebilir.

Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir.

Mali veya manevi haklarında tecavüz tehlikesine maruz kalan eser sahibi muhtemel tecavüzün önlenmesini dava edebilir. Vakı olan tecavüzün devam veya tekrarı muhtemel görülen hallerde de aynı hüküm caridir.

CEZA DAVALARI:

Kanunun hükümlerine aykırı olarak kasten:

1. Alenileşmiş olsun veya olmasın, eser sahibi veya halefinin yazılı izni olmadan bir eseri umuma arz eden veya yayımlayan,
2. Sahip veya halefinin yazılı izni olmadan, bir esere veya çoğaltılmış nüshalarına ad koyan,
3. Başkasının eserini kendi eseri veya kendisinin eserini başkasının eseri olarak gösteren veya 15 inci maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı hareket eden,
4. Kanundaki 32, 33, 34, 35, 36, 37, 39 ve 40 ıncı maddelerdeki hallerde kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak gösteren, (İktibas kurallarına uymayan)

Eser sahibinin yazılı izni olmaksızın bir eseri değiştiren,

Aralarında mevcut bir sözleşme olmasına rağmen bu sözleşme hükümlerine aykırı olarak bir eser veya işlenmelerinin kendi tarafından çoğaltılmış nüshalarını satan veya dağıtan kişiler hakkında, üç aydan iki yıla kadar hapis veya onmilyar liradan ellimilyar liraya kadar adli para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden,

Hak sahibinin izni olmaksızın bir eseri ve çoğaltılmış nüshalarını, bu Kanunun 81 inci maddesinin yedinci fıkrasında sayılan yerlerde satan kişiler hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis veya beşmilyar liradan ellimilyar liraya kadar adli para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden,

Hak sahibinin izni olmaksızın;

1. Bir eseri herhangi bir şekilde işleyen,
2. Bir eseri herhangi bir şekilde çoğaltan,
3. Bir eseri herhangi bir şekilde yayan,
4. Bir eserin nüshalarını yasal veya yasal olmayan yollardan ülkeye sokan ve her ne şekilde olursa olsun ticaret konusu yapan,
5. Bir eseri topluma açık yerlerde gösteren veya temsil eden, bu gösterimi düzenleyen veya dijital iletim de dahil olmak üzere her nevi işaret, ses ve/veya görüntü iletimine yarayan araçlarla yayan veya yayımına aracılık eden,

Kişiler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar adli para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden hükmolunur.

SONUÇ

Görüldüğü üzere ülkemizde kanunda tanımlanan nitelikteki eser sahipleri başka hak sahiplerine tanınmayan ayrıcalıkta hukuk ve ceza yaptırımlarıyla korunmaktadır. Gerek eser sahibi olarak sizin ve gerekse yayıncınızın yaptırımlarla karşı karşıya kalmamanız için, eserinizi meydana getirirken başka eserlerden yararlanma durumunuz varsa bunu kurallar dairesinde ve gerekli özeni göstererek yapmalısınız.