SAĞLIK TURİZMİ’NE, EKONOMİ VE SAĞLIK BAKANLIĞINDAN TEŞVİK VE DESTEK, GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI’NDAN CEZA

December 19, 2012

SAĞLIK TURİZMİ

Dünyada hızla gelişen bir hizmet sektörü endüstrisi haline gelen sağlık turizmi, on senelik bir gecikme ile de olsa artık Türkiye’de de farkındalık sürecini tamamlamış olup; hükümet, sağlık sunucuları ve turizm şirketleri başta olmak üzere tüm ilgiler tarafından kabul edilmiştir.

Yaklaşık %30 büyüme hızı ve 7 milyon kişi ile 100 milyar dolara ulaşan küresel sağlık turizmi pazarından, Hindistan %10 pay alırken, Türkiye’nin payı ise % 1,5-2 civarındadır. 2010 yılı rakamlarına göre Türkiye’ye gelen 28 milyon turistin, yaklaşık 110 bin’i sağlık amaçlı gelmiştir.

Türkiye’de, 2015’te 1 milyon sağlık turisti ile 10 milyar dolar, 2023′te ise 2 milyon sağlık turisti ile 20 milyar dolar elde edilmesi hedeflemektedir. WTO (World Tourism Organization-Dünya Turizm Örgütü) 2015 yılında, sağlık amaçlı seyahat edecek kişi sayısının 20 milyon kişiye ulaşacağını tahmin etmektedir.

Türkiye; Hindistan, Singapur, Tayland, Malezya, Macaristan, Venezuella, Meksika, Arjantin vb. ülkelerinin arasından sıyrılıp, global sağlık turizminde dünyanın “sağlık üssü” olma konusunda çok önemli avantajlara sahip bir ülkedir.

Amerika’dan sonra “JCI Akreditasyon Belgesi”ne sahip hastane sayısının en çok olduğu ülke, 45 adet sağlık kuruluşuyla Türkiye’dir.

Bununla birlikte, Sağlık Bakanlığı TSHG Müdürlüğü Sağlık Turizmi Birimi’nin verilerine göre Türkiye 2010 yılında 110 bin turiste sağlık hizmeti sunarken, örneğin sadece 4 adet JCI akreditasyonlu hastanesi olan Tayland 2007 yılında 600 bin yabancı hastayı tedavi etmiştir. Singapur’da JCI akreditasyonu olan hastane sayısı 13 iken, 2006 yılında toplam 410 bin yabancı tedavi görmüştür. 2012 yılında bu rakam 1 milyona yaklaşmıştır. Hindistan’da JCI akreditasyonuna sahip hastane sayısı 10 adet, 2007 yılında tedavi gören hasta sayısı 450 bin kişidir. Malezya’da JCI akreditasyonuna sahip hastane sayısı 5 adet, 2007 yılında tedavi gören hasta sayısı 350 bin kişidir.

Türkiye sağlık turizmi açısından tarihi, coğrafi, kültürel zenginlere ve uygun iklim koşullarına, modern ve gelişmiş teknoloji ile donatılmış kamu-özel sağlık kuruluşlarına, dünyadaki son tıbbî gelişmeleri takip edip uygulayan kaliteli ve yetişmiş sağlık personeline ve en önemlisi emsal durumdaki gelişmiş ülkelere göre daha kaliteli ve rekabet edebilir fiyatlara sahip, dünyanın en avantajlı ülkesi konumundadır.

Medical Tourism Association’un verilerine göre insanlar en çok; ortopedik rahatsızlıkları (protez ameliyatları, omurga cerrahisi vb.), kalp cerrahisi (ByPass , kapak ameliyatları vb.), estetik cerrahi , diş tedavileri (implant, protez vs.), organ nakli , tüp bebek ve kanser tedavileri nedeniyle seyahat etmektedir.

Türkiye’ye gelen yabancı hastalar tarafından tercih edilen tedaviler ise; plastik cerrahi (%30), tüp bebek (%20), diş tedavileri (%15), diğer (%25) olarak dağılmaktadır. Diş tedavilerinde ilk sıradaki tercihler de; implant, crown ve laminate veneer’dir. Dental Turizm’de öne çıkan ülkeler ise şunlardır; Meksika (% 23), Macaristan (% 16), Hindistan (%16), Tayland (%14), Türkiye (% 6), Bulgaristan (% 3)

Her yıl daha da güçlenerek bu yıl dördüncüsü  28-31Ekim 2011 tarihleri arasında İstanbul Holiday Inn Otel’de gerçekleştirilen Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi’ninde;

“Ülkemizdeki doktor ve diş hekimi sayısı göz önünde bulundurulduğunda “Dental Turizm”in çok daha önemli olduğu ve geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiş, yabancı katılımcılar da dâhil tüm konuşmacıların sağlık turizmiyle ilgili ortak mesajı; sahip olduğu avantajları iyi kullanamadığı, bunun için “ciddi ve daha fazla tanıtım yapılması gerektiği”

vurgulanmıştır.

Global Rekabet ve Türkiye

Her geçen gün önemi ve ekonomik potansiyeli hızla büyüyen ve endüstri haline gelen Sağlık Turizm’i alanında boy gösteren ülkeler büyük bir rekabet içindedir. Sağlık amacıyla seyahat eden bir turistin tatil amaçlı seyahat eden bir turiste göre ortalama 10-12 kat daha fazla para harcadığı ve pastanın her geçen gün çok hızlı şekilde büyüdüğü gözüne alınırsa ve bu alandaki rekabetin büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.

Rekabet halinde olduğumuz ülkeler, bizden yaklaşık on yıl öncesinden bunun farkına vararak, sağlık turizmini bir devlet politikası olarak benimsemişler, reklam ve PR faaliyetleri başta olmak üzere, kamu-özel ayrımı yapmadan her yönden sağlık sunucularını desteklemektedirler.

Bizde de, “Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023 yılında 50 milyon turist, 50 milyar dolar turizm geliri” hedeflenmiş, Sağlık Bakanlığı’nın “2023 Vizyonu”na Sağlık Turizmi de girmiş ve hükümet programında yer almıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün, Türkiye’nin sağlık turizmi potansiyeline işaret etmesiyle de Sağlık Turizmi’nin “Hükümet Politikası” haline geldiği ifade edilmiştir. Netice olarak, Sağlık Turizmi denince sadece kaplıca turizmi kastedilirken, süreç içinde algılar değişmiştir.

2008-2009-2010 yıllarında ülkemize gelen sağlık turisti envanteri incelendiğinde, sağlık sunucularının % 8’i kamuya, %92’si ise özel sektöre ait olduğu görülmektedir. Bu durum Sağlık Bakanlığı tarafından 2003 yılında açıklanan “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nda yer alan en önemli hedeflerden birinin de Sağlık Bakanlığı’nın “planlayıcı ve denetleyici” bir role sahip olması hedefine uygun bir sonuçtur.

Sahip Olduğumuz Avantajlara Rağmen

Ülkemizin sahip olduğu insan kaynaklarına, tarihi geçmişine, coğrafi konumuna, kültürel zenginliklerine, tıbbî birikim ve teknolojisine, çok uygun sağlık maliyetlere, hükümet politikasına vs. avantajlarına rağmen, Sağlık Turizmi alanında bilhassa “Dental Turizm”de hak ettiğimiz konumun çok gerisinde olduğumuz açıktır. Bunun en büyük sebebi; tarihin tozlu sayfalarında çoktan yerini almış bir zihniyetin, Türkiye’nin özellikle 1980 sonrası değişim ve gelişim hızına ayak uyduramaması ve buna imkân tanıyan geçen yüzyıldan kalma sağlık mevzuatımızdır.

Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi’nin sonunda tüm katılımcıların ortak mesajı olarak, sağlık turizmiyle ilgili “Dental Turizm”e daha çok önem verilmesi ve “ciddi ve daha fazla tanıtım yapılması” gerektiğinin vurgulandığını yukarıda açıklamıştık. Ayrıca yabancı katılımcıların, Türkiye’nin turizm imkânları, tıbbî hizmet kalitesi ve teknolojisi, sağlık maliyetleri, coğrafi konumu vb. üstünlükleri göz önüne alındığında, global pastadaki oranın çok düşük olduğu, bunu sebebi olarak da “Türkiye’nin sahip olduğu avantajlarını iyi tanıtamaması”nın gösterildiğini belirtmiştik.

Yabancı hastalar, gidecekleri ülkeleri ve sağlık kuruluşlarını; reklam ve PR faaliyetleri, hasta referansları, acentalar (aracı kurumlar) vasıtasıyla bulup tercih etmektedir ve bütün bunlar için kullanılan en önemli mecra internettir.

Sağlık turizminde rekabet eden ülkeler bu yöntemleri sonuna kadar kullanmakta, özel sağlık kuruluşlarına her türlü imkân ve desteği sağlamaktadır. Sağlık Turizmi’de en büyük rakiplerimiz olan ülkeler, facebook, twitter, blogspot gibi sosyal mecralar da dahil, internet üzerinden sağlık kuruluşlarını tanıtmakta, kendi web sitelerinde fiyatlarını ve uyguladıkları promosyon ve kampanyaları yayınlamakta, gerek sağlık kuruluşlarının her türlü fiziki özelliklerini ve teknolojik donanımını gerekse hekimlerinin aldıkları sertifika ve belgelere, hobilerine ve öne çıkan özelliklerine varıncaya kadar her türlü bilgiyi paylaşabilmektedirler.

Sağlık Turizmi’nin Hükümet Politikası haline gelmesinden sonra, dünyada yaşanan rekabet de göz önünde tutularak, mevzuatımızda bazı düzenlemelere gidilmiştir.

21 Mart 2011 tarih ve 27881 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Pazar Araştırması ve Pazara Giriş Desteği Hakkında Tebliğ (No: 2011/1)in 2’inci maddesinde, “Türkiye’de sınaî ve/veya ticari faaliyette bulunan şirketler, döviz kazandırıcı hizmet veya faaliyetlerle iştigal eden şirketler ile İşbirliği Kuruluşları ve Organizatör Kuruluşlara verilen pazar araştırması ve pazara giriş faaliyetlerine ilişkin destekleri kapsar” ifadesine yer verilmiştir. Madde 10’da ise sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin tanıtım (Görsel ve yazılı tanıtım ve reklâm giderleri m.10/c3) faaliyetlerine sağlanacak destekten söz edilmiştir. Buna göre;

MADDE 10 – (1) Türkiye’de yerleşik yüksek öğretim kuruluşları ve sağlık sektöründe tedavi amaçlı faaliyet gösteren kuruluşlar ile bu Tebliğe istinaden çıkarılacak Uygulama Usul ve Esaslarında belirlenen diğer döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler gerçekleştiren kuruluşların yurt dışında tanıtımı amacıyla yapılan faaliyetler çerçevesinde; ulaşım, konaklama ve tanıtım giderleri %50 oranında ve yıllık en fazla 300.000 ABD Doları’na kadar desteklenir.

Dolayısıyla, sağlık kuruluşları da döviz kazandırıcı hizmet veya faaliyetlerle iştigal eden şirketler olarak kabul edilmiş, yurt dışı hastalarına yönelik görsel ve yazılı tanıtım giderlerinin desteklenmesine karar verilmiştir.

Daha sonra, Ekonomi Bakanlığı tarafından, 25.06.2012 tarih ve 28334 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2012/4 Tebliğ No.lu “Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”de yurtdışına yönelik her türlü reklam ve tanıtım faaliyetlerine verilecek olan maddi destekler ayrıntılı şekilde sıralanmıştır. Özel sağlık kuruluşları tarafından söz konusu genelge kapsamındaki tanıtım faaliyetlerinin ilgili mevzuata uygun olarak yürütülmesi ve uygulamada birliğin sağlanması için Sağlık Bakanlığı en son, 14.11.2012 tarih, 30185 sayı ve 2012/41 no.lu yeni bir Genelge yayımlamıştır.

Buna göre sağlık turizmi kapsamında yapılacak faaliyetlerde fiyat listesinin de bulunabileceği ve tedavi gören hastaların hikâyelerine yer verilebileceği belirtilmiştir.

Dolayısıyla, sağlık turizmine yönelik, döviz kazandırıcı faaliyette bulunan özel sağlık kuruluşlarının bu yöndeki reklamlarının mevzuata uygun olduğu, sağlık kuruluşlarının en üstünde yer alan idare olan Sağlık Bakanlığı tarafından da tekrar teyit edilmiştir.

Bir Taraftan Destek ve Teşvik, Diğer Taraftan Ceza

Her ne kadar, Ekonomi Bakanlığı tarafından yayınlanan Tebliğ’de, sağlık kuruluşlarının sağlık turizmine yönelik reklam ve tanıtım faaliyetleri desteklense ve Sağlık Bakanlığı’nca da söz konusu tebliğ doğrultusunda uygulamaya yönelik Genelge yayınlanmış olsa da; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından idari para cezaları verilmektedir.

Diğer bir anlatımla, bir özel sağlık kuruluşu, yukarıda geçen Ekonomi Bakanlığı’nın tebliği ve Sağlık Bakanlığı’nın genelgesi kapsamında, sağlık turizmine yönelik reklam ve tanıtım faaliyeti yaptığında, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından idari para cezaları (yerel düzeyde 8,153.-TL, ulusal düzeyde 81.554.-TL) vermektedir.

Özel sağlık kuruluşlarının, sağlık turizmine yönelik reklam ve tanıtım faaliyetlerinden ötürü yaptırım uygulayan bir diğer idari merci de meslek odalarıdır. Örneğin Türk Diş Hekimleri Birliği’nin 25-26 Şubat 2009 tarihli toplantısında kabul edilen etik kurallara göre, yurt dışından hasta getirerek ülkeye döviz kazandırmak isteyen ve bunun için global pazarda rekabet etmek zorunda olan bir özel sağlık kuruluşunun, turistlere yönelik yayınlanan internet sitesinde;

· Reklam unsuru bulunan, yazı, resim, fotoğraf vb. yayınlaması,

· Diş hekiminin meslek sonrası katıldığı eğitimleri, diş hekiminin ve sağlık kuruluşunun yabancı kuruluşlarına üyeliklerini, sahip olunan sertifikaları,

· Sağlık kuruluşunun fotoğraflarına yer vermesi,

· Diş hekimi ve çalışanlarının, vesikalık ya da başla bel arasına ait iş elbisesi dışında fotoğraflarının yayınlanması

· Sağlık kuruluşunun büyüklüğü, merkeziliği, sessizliği, temizliği vb. sıfatları kullanması,

· Çalışanlar için; konusunda uzman, güler yüzlü, ilgili vb. sıfatları kullanması,

· Sağlık kuruluşunda sunulan hizmet, uygulanan tanı ve tedavi yöntemleri ya da kullanılan her türlü cihaz vb. araçlarla ilgili reklam ve tanıtım yapması,

· Site adresi olarak bir bilim ve uzmanlık dalının kullanılması, (www.çeneortopedisi.com, www.ortodonti.com, www.protez.com gibi)

· Tedavi ücretlerinin talep yaratılmaya yönelik yayınlanması,

yasaktır.

Sonuç olarak, yurt dışından hasta getirmek isteyen ve reklam-tanıtım faaliyetleri devlet tarafından desteklenen özel sağlık kuruluşunun, bu amaçla yayın yapan bir internet sitesinde yukarıda açıklanan ilkelere aykırı yayın yapması halinde, her biri ayrı ayrı olmak üzere;

1. Meslek Odaları, Disiplin Yönetmeliği hükümlerine göre, sağlık kuruluşunun mesul müdürüne “idari para cezası ya da meslekten men cezası”,

2. Sağlık Bakanlığı (İl Sağlı Müdürlükleri), 1 gün kapatma cezası,

3. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Reklam Kurulu tarafından, 4077 sayılı Kanun’un 16’ıncı maddesinin ihlali nedeniyle, yerel düzeyde 8,153.-TL, ulusal düzeyde 81.554.-TL idari para cezası,

vermektedir. Diğer bir anlatımla;

Sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren bir özel sağlık kuruluşunun, yurt dışına yönelik tanıtım faaliyetleri devletin bir kolu tarafından teşvik edilip desteklenirken, diğer taraftan dünyaya açılan en önemli kapı olan internet sitesinde; “bina, hekim ve çalışanlarının fotoğraflarının yayınlanması; sağlık kuruluşunun büyüklüğü, merkeziliği, sessizliği, temizliği vb. sıfatlarından bahsedilmesi, çalışanlar için konusunda uzman, güler yüzlü, ilgili vb. sıfatların kullanması, fiyatların belirtilmesi” halinde; sağlık kuruluşunun mesul müdürüne para veya meslekten men cezası, sağlık kuruluşuna 1 gün kapatma cezası ve idari para cezaları, ayrı ayrı verilmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT

Özel sağlık kuruluşlarının reklam ve tanıtım faaliyetleriyle ilgili yaptırımların en üst hukukî dayanağı olarak, 1928 tarihli 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 40’ıncı maddesi gösterilmektedir:

Madde 40 – İcrayı sanat eden diş tabipleri ve dişçiler hasta kabul ettikleri mahal ile muayene saatlerini bildiren ilanlar tertibine mezun olup diğer suretlerle reklam ve saire yapmaları memnudur.

Bir diğer hukukî dayanak ise; 1960 tarihli Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’nin, 8’inci maddesidir.

Madde 8 – Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir veçhe verilemez.

Tabip ve diş tabibi, yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olup, her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamaz.

Tabip ve diş tabibi, gazetelerde ve diğer neşir vasıtalarında, reklam mahiyetinde teşekkür ilanları yazdıramaz.

Özel sağlık kuruluşlarıyla ilgili Yönetmelikler (Özel Hastaneler Yönetmeliği, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik ve Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik) ve meslekî etik kurallarında geçen “reklam yasağı”na ilişkin hususların referans olarak dayandıkları temel iki düzenleme, 1219 sayılı Kanun ve Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’dir.

Gerek bu Tıbbî Deontoloji Tüzüğü’nün dayanak Kanun’u olan 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda (ki bu Kanun, Türk Tabipler Birliği’nin kuruluş, amaç ve görevlerini düzenleyen bir kanundur) gerekse sağlık mevzuatının en temel düzenlemesi olan 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’da, ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARININ “KURUMSAL REKLAMLARI”NI YASAKLAYAN veya DÜZENLEYEN BİR HÜKÜM bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’nin 8’inci maddesinde yer alan “tedavi müesseselerine ticari bir veçhe verilemez” ifadesinin, üst bir normda dayanağı olmadığı için hukukî bir geçerliliği yoktur.

Kaldı ki Nizamname’de, tedavi müesseselerinin reklam yasağına yönelik açık ve anlaşılır bir kısıtlama da getirilmiş değildir. Nitekim Nizamname’nin 8’inci maddesinin birinci bendinde, “Tabip ve Diş Tabipliği” ile “Tedavi Müesseseleri”ne ayrı ayrı vurgu yapılarak bunlar birbirinden ayrılmış, ikinci bendinde ise “TABİP ve DİŞ TABİBİ’nin (yazılarında) KENDİ REKLAMINI YAPMASI”, üçüncü bendinde de yine “TABİP ve DİŞ TABİBİ’nin, (gazetelerde ve diğer yayın araçlarında reklam mahiyetinde) TEŞEKKÜR İLANLARI VERMESİ yasaklanmıştır.

Görüldüğü üzere bu maddede SAĞLIK KURULUŞUNUN DEĞİL BİZZAT “HEKİM VE DİŞ HEKİMİNİN REKLAM YASAĞI” söz konusudur. Sağlık mevzuatımızdaki üst norm olan Kanunlarda, özel sağlık kuruluşlarının ticari bir faaliyette bulunmalarını ya da reklam yapmalarını yasaklayan bir düzenleme mevcut değildir.

Diğer taraftan özel sağlık kuruluşları birer “TİCARİ MÜESSESE”lerdir.

İlgili yönetmeliklerde, özel sağlık kuruluşlarının ticari işletme olarak açılabileceği belirtilmiştir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da sağlık hizmeti alanlar, “Tüketici” olarak adlandırılmış, sağlık kuruluşlarının reklam ve ilanları da “Ticari Reklam” sınıfında ele alınmıştır.

21 Mart 2011 tarih ve 27881 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Pazar Araştırması ve Pazara Giriş Desteği Hakkında Tebliğ (No: 2011/1)”in 2’inci maddesinde sağlık sektöründe tedavi amaçlı faaliyet gösteren kuruluşlar, “döviz kazandırıcı ticari şirketler” olarak kabul edilmektedir.

Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu’nun 2012/4 Tebliğ No.lu “Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”de de özel sağlık kuruluşları, ticari faaliyet gösteren kuruluşlar olarak kabul edilmektedir.

Başta Türk Ticaret Kanunu hükümleri olmak üzere, ilgili mevzuata göre “ticari işletme” olarak kurulan bir şirketin faaliyetine, hiçbir kanunî dayanağı olmadan (zira bu hususta bir Kanun hükmü yoktur), sadece bir tüzük maddesinde geçtiği için “ticari bir görünüm verilemeyeceği” yönündeki bir iddianın, gerek ilgili mevzuat gerekse pratik uygulama karşısında kabul edilebilir bir tarafı bulunmamaktadır.

SONUÇ

Her ne kadar sağlık turizmine yönelik farkındalık süreci tamamlanmış ve Hükümet tarafından, ilgili Bakanlıklar eliyle özel sağlık kuruluşlarının önünü açmaya yönelik düzenlemeler yapılmış olmakla birlikte, başta 1219 sayılı Kanun ve Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’nde gerekli değişikliklere gidilmemesi halinde, sorunun çözüme kavuşması mümkün görülmemektedir. Bu sebeple, bir Bakanlık sağlık turizmini teşvik edip desteklerken diğer bir Bakanlık ise ceza vermeye devam etmektedir.

Avukat Zekeriya YILMAZ

www.muzafferozcan.av.tr